Eski Bayramlar Nerede, Biz Nereye?
Takvimler yine bir Kurban Bayramı’nı gösteriyor. Çocukların yeni kıyafet heyecanı, büyüklerin telaşı, evlerde yükselen tatlı kokuları… Fakat insanın içini burkan bir gerçek var: Bayramlar artık eskisi gibi değil.
Eskiden bayram demek; kapı kapı dolaşmak, büyüklerin ellerini öpmek, küslerin barışması, sofraların birleşmesi demekti. Mahallede yalnız kalan biri varsa mutlaka hatırlanırdı. Kurban sadece kesilmez, paylaşılırdı. Çocuklar et dağıtmanın sevincini yaşardı.
Bugün ise birçok insan için bayram; birkaç günlük tatil fırsatına dönüştü. Kurban hissesi internetten alınıyor, ardından valiz hazırlanıp sahillere gidiliyor. Elbette dinimiz tatili yasaklamaz. İnsan dinlenebilir, gezebilir. Ancak mesele; bayramın ruhunu kaybetmekte yatıyor.
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları. Allah’a ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır.”
(Hac Suresi, 37. ayet)
Bu ayet bize kurbanın yalnızca bir kesim işlemi olmadığını öğretir. Kurban; teslimiyettir, paylaşmaktır, Allah’a yakınlaşmaktır. Fakirin kapısını çalmak, yetimin yüzünü güldürmek, komşuyu hatırlamaktır.
Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa sav bayramların toplumsal yönüne dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Akrabalık bağını koparan kimse cennete giremez.”
(Buhârî, Edeb 11)
Bugün ne yazık ki bayram ziyaretleri azalıyor. Aynı şehirde yaşayan kardeşler bile telefon mesajıyla bayramlaşıyor. Anne-babalar çocuklarının yolunu gözlüyor. Büyüklerin elleri öpülmeden, sofralar kurulmadan geçirilen bayramlar; eksik kalıyor.
Eskiden insanlar yoksulluğa rağmen daha mutluydu. Çünkü paylaşmak vardı. Şimdi imkânlar arttı ama gönüller uzaklaştı. Sosyal medyada “iyi bayramlar” mesajı paylaşmak kolay; zor olan gerçekten bir gönle dokunabilmek.
Bayramlar sadece dinî bir gelenek değil, aynı zamanda toplumu ayakta tutan manevi köprülerdir. Eğer bu köprüler yıkılırsa; yalnızlık büyür, aile bağları zayıflar, merhamet azalır.
Kurban ibadeti bize şunu hatırlatır: İnsan sadece kendisi için yaşamamalıdır.
Hz. İbrahim’in teslimiyeti, Hz. İsmail’in sadakati bugün hâlâ bize fedakârlığın ne demek olduğunu öğretmektedir. Bayram; nefsin değil, gönlün kazanmasıdır.
Bu bayram belki yeniden başlamanın vesilesi olabilir. Bir büyüğün kapısını çalmak, bir yetimi sevindirmek, kırgın olduğumuz biriyle barışmak… Çünkü gerçek bayram; takvimde değil, kalpte yaşanır.
Ve belki de asıl soru şudur:
Biz bayramı mı kaybettik, yoksa bayramın bize öğrettiği değerleri mi?
Eğitimci Yazar:Fırat Aksoy
Yorumlar
Kalan Karakter: