İnsanlık tarihi, nice önderler, nice rehberler gördü. Fakat bir isim var ki, yalnızca bir kavme, bir zamana ya da bir topluluğa değil; bütün insanlığa ve hatta cinlere gönderilmiş ilahi bir rahmet olarak gönderildi: Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.).
Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz onun gönderiliş gayesini açıkça bildirir: “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” Bu hitap, onun mesajının sınır tanımadığını, yalnızca belirli bir coğrafyaya değil tüm varlık âlemine bir rahmet olduğunu ortaya koyar.
Onun peygamberliği yalnız insanlara değil, aynı zamanda cinlere de ulaşmıştır. Nitekim Kur’ân’da Cin Suresi’nde, cinlerin Kur’ân’ı dinleyip iman ettikleri anlatılır. Bu, Efendimizin risaletinin evrenselliğinin açık bir delilidir. O, karanlıkta kalan kalplere nur, yolunu kaybedenlere istikamet, hakikati arayanlara rehber olarak gönderilmiştir.
O’nun hayatına baktığımızda sadece büyük hakikatleri tebliğ eden bir peygamber değil; aynı zamanda merhametin, tevazunun, sabrın ve güzel ahlakın zirvesini görürüz. O, güler yüzlüydü, latifeyle gönül alırdı; fakat asla hakikatten taviz vermezdi. Şaka yaparken bile doğruyu söyler, incitmeden öğretirdi. Çünkü onun hayatı baştan sona bir dengeydi: ciddiyet ile merhametin, adalet ile şefkatin en güzel buluşması.
Peki, böylesine yüce bir peygamberin ümmeti olmak neyi gerektirir?
Bu, sadece onun adını anmakla, ona salavat getirmekle sınırlı değildir. Ona lâyık ümmet olmak; onun ahlakını taşımakla, onun gibi doğruluktan şaşmamakla, onun gibi adaletli olmakla mümkündür. O açken paylaşmayı öğretti; biz tokken bile paylaşmayı unutmamalıyız. O affetmeyi seçti; biz öfkemizi büyütmemeliyiz. O, karanlığa ışık oldu; biz de bulunduğumuz yere ışık taşımalıyız.
Bugün ümmet olmanın en büyük imtihanı, onun sünnetini sadece sözde değil, hayatta yaşayabilmektir. Çünkü gerçek sevgi, benzemeyi gerektirir. Sevmek; onun gibi düşünmek, onun gibi hissetmek ve onun gibi yaşamaya gayret etmektir.
Unutulmamalıdır ki, ona ümmet olmak bir ayrıcalık olduğu kadar büyük bir sorumluluktur. Bu sorumluluk, yeryüzünde adaleti, merhameti ve hakikati temsil etmeyi gerektirir.
Öyleyse soralım kendimize: Biz, âlemlere rahmet olarak gönderilen o yüce peygamberin ümmeti olmaya ne kadar lâyığız?
Cevap, dilimizde değil; hayatımızdadır.
Yazar: Fırat Aksoy
Yorumlar
Kalan Karakter: