Özgün Haber Gazetesi’nde ilk köşe yazımla sizlerle buluşmanın heyecanını yaşıyorum. Hayatın içinden, yüreğimizden geçen duyguları, toplumsal meseleleri ve memleket sevdasını satırlara dökerek sizlere ulaştırmak benim için büyük bir mutluluk.Her yazımda sizlerle gönül köprüsü kurabilmek, düşünce dünyamda biriktirdiklerimi paylaşabilmek en samimi dileğimdir. Şiirlerimle ve köşe yazılarımla belirli günlerde sizlerle buluşmak, benim için bir ayrıcalık olacaktır. Gurbetin acısını iliklerine kadar yaşamış biri olarak; ilk yazımı ‘ GURBET’ üzerine yazdım. Umarım, sizlere faydalı olurum. Bu imkanı bana veren Özgün Haber Gazetesi idareci ve emekçilerine teşekkür ederim.
GURBETİN GÖLGESİ, GÖNLÜNÜN ATEŞİ
“Keşke doğduğumuz yer, doyduğumuz yer olsaydı…”
Bu cümle, aslında milyonlarca insanın yüreğinde saklı duran en büyük temennidir. Çünkü insan, ait olduğu topraklarda kök salmak, kendi kültürünün havasını solumak, çocukluk hatıralarının geçtiği sokaklarda ömrünü tamamlamak ister. Ama ne yazık ki hayatın zorunlulukları, geçim kaygısı, iş imkânlarının kısıtlılığı, insanları doğduğu topraklardan koparıp, hiç tanımadığı şehirlerin kalabalığına sürüklüyor.
Ben Erzurumluyum. Dağlarının heybetiyle, insanının mertliğiyle, türkülerinin yanık sesiyle büyüdüm. Çocukluğumun geçtiği o serin akşamlarda, soba üzerinde kaynayan çayın buğusunda, komşulukların sıcacık sohbetlerinde hayatı tanıdım. Ama bugün, binlerce Erzurumlu gibi ben de gurbetin koynundayım. Kocaeli’de yaşıyorum. Burada bir hayat kurduk, dostlar edindik, çalıştık, ürettik. Ama insanın kalbi bazen ne kadar da uzaklara gider…
Gurbet dediğimiz şey aslında bir çelişkidir. Bir yanda “ekmek kapısı” vardır. Geçim derdi, çocukların geleceği, iş ve ekmek için verilen mücadele… Öte yanda ise özlemin, hasretin, memleket kokusunun hiç dinmeyen sızısı vardır.
Kimi zaman bir türkünün sözünde, kimi zaman televizyonda denk geldiğimiz Erzurum manzarasında, kimi zaman da bayram sabahı memleketine gidemeyen birinin sessiz gözyaşında bu sızıyı hissederiz. Gurbette insan, iki şehirli olur. Bir ayağı çalıştığı yerde, diğer ayağı doğup büyüdüğü topraklardadır.
Bugün Kocaeli başta olmak üzere Marmara bölgesi, Anadolu’nun dört bir yanından gelen insanlarla doludur. Erzurum’dan, Sivas’tan, Yozgat’tan, Trabzon’dan, Diyarbakır’dan… Herkes kendi hikâyesini getirmiştir bu şehre. Ve herkesin hikâyesinde ortak bir cümle vardır: “İmkân olsaydı, köyümde kalırdım.”
Ama işsizlik, geçim sıkıntısı, eğitim ve sağlık olanaklarının kısıtlılığı insanları göçe mecbur bırakmıştır. Bugün nice genç, memleketinde toprağa tutunmak yerine, gurbette fabrikaların, atölyelerin, büyük şehirlerin telaşlı sokaklarında hayat mücadelesi veriyor.
Her ne kadar sızı taşısa da gurbet, insana çok şey öğretir. Dayanışmayı, ayakta kalmayı, yabancı bir şehirde kendi kimliğini korumayı… Gurbette insan, memleketinin kıymetini daha iyi anlar. Bir çorbanın içinde gördüğü erişte, bir markette duyduğu Erzurum şivesi, bir dost meclisinde açılan Erzurum türküsü, insana memleketini yeniden hatırlatır ve yüreğini sarmalar.
Gurbette öğrendiğimiz en önemli şey belki de “özlemeyi bilmek”tir. Çünkü özleyen insan, değer bilir. Değer bilen insan, vefalı olur.
Ne kadar uzak olursak olalım, Erzurum’un çağrısı yüreğimizde hep yankılanır. Palandöken’in eteklerinden gelen rüzgârı, Nene Hatun’un cesaretini, Çifte Minareli Medrese’nin taşlarına sinmiş tarihi, Dadaş’ın mertliğini unutmamız mümkün değildir. Erzurum biziz, biz Erzurumuz. Gurbette yaşasak da memleketimiz damarlarımızda dolaşan kan gibidir.
Belki bir gün ekonomik şartlar değişir, doğduğumuz topraklar yeniden doyduğumuz topraklar olur. Belki bir gün göç tersine döner ve herkes kendi köyünde, kendi şehrinde huzurla yaşar. Ama o güne kadar, bizler gurbette hem ekmeğimizin peşinden koşacak, hem de memleketimizin hasretini yüreklerimizde taşıyacağız.
Çünkü gurbet, bizi doğduğumuz yerden ayırsa da; özlemlerimizi, anılarımızı, dualarımızı hiçbir zaman koparamayacak.
OSMAN NURİ KOÇAK
ŞAİR-YAZAR
Yorumlar
Kalan Karakter: